Sınırsız – Haber Hürriyeti

Burama kadar geldi denir ya hani, bıçak kemiğe dayandı, bardağı taşıran son damla. İşte bu bir sınır. Yapılanlar, olanlar, yaşananlar bir eşik kıymeti geçtiğinde tepki oluşur. Bu eşik değerin neresi olacağı, zaman içinde o eşiğin yer değiştirmesi değişik sonuçlar doğurabilir.

Eskiden sünnet olan çocuğun ağzına tıkılan afyon lokumu gibi işe yaramayan sözler, icatlar, müjdeler atılır ortaya. Açın bakın arşivlere müjdesi verilen yer altı kaynaklarını, osuruktan doğalgaz bulunmuş oldu haberlerini, yakıtsız çalışan erke dönergeçlerini görmüş olacaksınız. Burama kadar geldi sınırını bir tık öteye çekmeye çalışan ahlaksız yalanlar bunlar.

Sınırsız isminde bir kitaba başladım. Okuduğum en iyi 3 kitap arasına balıklama daldı fakat aslen limitleri kaldırmaktan bahsediyor, iyi mi sınırsız olabileceğimizi anlatmaya çalışıyor. Doğal olarak adı sınırsız olunca insanoğlunun aklına değişik şeyler geliyor.

Ülke sınırları geliyor örnek olarak sınırsızlaşmışız. Meydana getirilen haksızlıklara karşı tepki gösterme sınırı geliyor aklıma sınırsızlaşmışız. Insanın biri çıkıyor örnek olarak diyor ki ben kare piston yaptım, mühendisler anlamaz yarı yakıtla 2 katı yol gidilecek bakıyorsun ki cahilliğin sınırı kalmamış bunda da sınırsızlaşmışız. Gözünün içine baka baka yalanlar söyleniyor, yalan bulunduğunu hepimiz biliyor, tepkisizlikte de sınırsızlaşmışız.

Bir köpekbalığına aynı akvaryum içinde yiyebileceği bir balık bırakılıyor lakin akvaryum cam bölmeyle ikiye ayrılmış durumda ve ikisi değişik alanlardalar, avını gören köpekbalığı tam hamlesini yapacakken cama çarpıyor. Yeniden hamle yapıyor ve yine çarpıyor belirli bir tekrardan sonrasında köpekbalığı avını yiyemediğini öğreniyor. O sınır onun avını yemesini engelliyor. Bir süre sonrasında cam bölme aradan kaldırıldığında köpekbalığı öğrenilmiş umarsızlık tavrı sergileyerek avını yiyecek için hamle yapmıyor. Oluşturulmuş düşsel sınır onu engelliyor.

Olması ihtiyaç duyulan gerçek sınırlar yerine düşsel sınırlar ile umarsızlık öğretilmiş toplumlarda gözünün önünde duran kaynakları kendi ellerinle başkasına verirsin, o başkası da üstünde iki üç işlem yapar sana senin kaynağını satar.

Fındık, Çay, İncir, pamuk, saymaya gerek yok bir çok şeyin en iyisine sahibiz fakat olması ihtiyaç duyulan sınırlar olmadığından, olmaması ihtiyaç duyulan düşsel sınırlar oluşturulduğundan tepki veremiyoruz.

Kafamızda oluşturulmuş bu yalancı sınırları bir kenara bırakalım, ne demişti Atatürk;

“Türk milletinin karakteri yüksektir, Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir.”

Adaletsizliğin, yolsuzluğun, yüzsüzlüğün sınırını ortadan kaldırdılar. Cehaletin sınırını arşa çıkardılar. Bu sınırları yerine koymadan daha oldukça ensemize vurup lokmamızı alırlar.

Bu düşsel zincirleri birisinin gelip kırmasını bekledikçe köpekbalığı deneyinde olduğu benzer biçimde gençlere umarsızlık öğretmiyor muyuz?

Fehmi ATİCAN | [email protected]

Yoruma kapalı.